14 Ocak 2019 Pazartesi

İnsan, sevmeli

Hep bir yolculuk hissi içimdeki,
Deniz görmeli her insan
İnsan sevmeli
İnsan, sevmeli

10 Ocak 2019 Perşembe

Modern vicdan

Uzun zamandır bu anı bekliyorum. Sorumluluklarımın olduğunu düşünmeksizin sadece yazmayı. Bu dönem, yorucu ama aynı zamanda kendimi yaptığım şeylerden memnun hissettiğim bir süreç oldu. Bu memnuniyetim beni öz-güvenli kılıyor ve bu aralar kendimden beklemediğim şekilde iletişim kuruyorum insanlarla.Hala pek yakın arkadaşım yok, ama çok değer verdiğim, sevdiğim ve onların da bana değer verdiğini hissettiğim insanlar var hayatımda.Artık kimseyi memnun etme, ve böylece kabul görme gibi bir ihtiyacım yok.Ve bazı insanlarla iletişim kurma çabası göstermemeye özen gösteriyorum. Geçen gün sınav vaktinden 15 dakika sınav salonuna girdim ve iki arkadaşım birden seslendi. Hoşuma gitti ve merak ettim. Ancak sordukları şey, " Ebru, slayttan mı çalıştın yoksa sorulardan mı?" idi. Öncelikle bir "Günaydın" denmesini beklerdim açıkçası. İşte modern insanın problemi bu. Birilerine ihtiyaç duyarlarsa onunla iletişime geçiyorlar. İhtiyaç duymadıkları zaman da görmezden geliyorlar. Düşünmüyoruz, sindirmiyoruz, yüzeysel yaşıyoruz. İnsanlarla ihtiyaç dahilinde iletişim kuruyoruz. Bu gerçekten kendini insan hisseden benim gibilerine çok ağır geliyor. Markete gittiğimde kasiyerle göz teması kurmaya çalışıyorum, bir nevi ona yardım etmek için. Çünkü biliyorum ki, bu tür işlerde çalışanlar zamanın çabucak geçip akşam olmasını ve eve gitmeyi bekliyorlar. Bütün gün bir makine üzerinde işlem yapıp, herhangi bir düşünce üretememek ve insan iletişiminin çok kısıtlı olması buna sebep belki de. İşini sevmek gibi bir durum yok. En azından işini daha kolay ve çekilebilir kılmak için bir insana değer vermek ve bunu göstermek beni de mutlu ediyor.  İnsanlar, özellikle ülkede yaşanan problemleri gözardı edenler veya işlerin her zaman bu şekilde gittiğini düşünen ve hiçbir şeye tepki göstermeyenler, markette kasiyerle tartışıyor yavaş hareket ettiği için, ya da yanlış bir işlem yaptığı için. Çok tahammülsüzüz. Ve birileri mutlu olmayalım diye uğraşıyor sanki. Piyon gibiyiz,  oyunun içinde bir şeylere karar veren üyeler olduğumuzu zannediyoruz ama aslında sadece fiziksel olarak oyunda yer aldığımız görülsün diye oyundayız ve büyük parçayı oluşturmak için varız ve en erken zarar gören bizler oluyoruz. Sağlıklı bir toplum değiliz. Zamanı öldürmeye programlanmışız, zamandan bir şeyler kazanmaya ve tecrübe etmeye değil. Sindirmiyoruz, öğrendiğimiz her şey yüzeysel kalıyor. Evet, çok şey öğreniyoruz. Bilişsel olarak gelişiyoruz belki, ama üniversitede hala yere çöp atan insanlar var. Hukuk okuyan öğrenci öğretmeninin yaşama hakkını elinden alıyor. Aslında bu örnek her şeyi açıklamıyor mu? Öğrendiğimiz iyi şeyleri hayatımıza katmıyorsak, onları öğrenmemizin ne anlamı var ki? Öğrendiğimiz şeyler belirlemiyorsa değerlerimizi, bunca yıl neden eğitim alıyoruz ya da neden yaşıyoruz? Bütün her şeye hakaret değil mi bu? İzlediğimiz onca güzel filme, kitaplara, bizi en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan bazı öğretmenlerimize ve ailemize, kendimize ? Aslında en başta insan türümüze. Düşünmeden, (ki bu kesinlikle bir yetenek, bir organı işlevini yerine getiremez hale nasıl getiriyoruz bunu aklım almıyor) hareket ediyorsak neden insanız ki? Geçenlerde köpeklerle ilgili bir yazı okudum ve sonrasında düşündüm ki köpekler zaten akıllı oldukları için düşünce güçleri yok bence. Çünkü köpek, bizim yıllarca edinmek için uğraştığımız sevme, sevdiğini gösterme ve değer verme yeteneğine sahip. Bu yüzden eğitime ihtiyaçları yok. Eğitime ihtiyaç duyan tek canlı türü insan... Bu eğitim sürecinden de başarılı çıkamıyor ne yazık ki.

1 Ocak 2019 Salı

Nerdeyim bilmiyorum.


İçimde bir burukluk var
Bir okul çıkışı okul bahçesinin hissettiği gibi
Yazın son günü boşalan bir şenzlongun
Çok severek okuduğum kitabın son sayfasının
Kendimi bir şeyin bitme noktasında gibi hissediyorum.
Bitiş çizgisi gibi bir yarışın
Haftanın son günü ya da
Son yaprağını dökmeye hazırlanan bir ağaç gibi
Bir çikolata dükkânının kapanış saati
Bir nar ağacı tam anlatacak hislerimi.
Kışa hazırlanıp yaz mevsimine ait hisseden bir nar tomurcuğu gibiyim bu aralar.
Bir şeyleri kaybetmek üzere
Özlemek duygusu bu birkaç kez hissettiğim.
Ait olmadığım mevsime ayak uyduramadığım halde oyalanmak bu.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Aynı Dünyalar


Çok ortak yönümüz var aslında
Aynı gezegende yaşıyoruz, aynı türdeniz
Bir köpekten de hoşlanabilirdim pekala
Konuşabiliyorsun, düşünebiliyorsun
Bunları ben de yapabiliyorum.
Aynı gökyüzüne bakıyoruz can sıkıntısına
Aynı yıldızlar eşlik ediyor tescillenmiş yalnızlığımıza
Aynı hayvan türleri karşılıyor bizi
Aynı ağaç halkaları belirliyor ağaçların kaç mevsim geçirdiğini
Aynı kuşlar aynı uzaklara göç ediyor
Kediler aynı ses tonunda miyavlıyor
Yeşil çay aşırı güzel kokuyor
Bal  arıları öleceklerini bile bile ısırmaya devam ediyor insanları senin gezegeninde de
Aynı tavus kuşları açıyor rengarenk kanatlarını
Aynı meyvelerden aynı reçeller yapılıyor
Tatlı aynı tadında, acı aynı yakıyor.
İşittiğimiz gece sesleri bile aynı
Ateş böcekleri, sessiz sakin yaprak hışırtıları
Gecenin körü bile aynı vakit biliyor musun?
Ve sen hala,
 biz farklı dünyaların insanlarıyız
Yok öyle bir şey
Bulutlar aynı beyazlığında
Hiçbir kedi siyah gözlere sahip değil aynı buradakiler gibi.
Şemsiyeler yağmurdan korunmak için
Kardan daha az seviliyor yağmur
Yine aynı işte
Taparcasına yapılıyor ibadetler
Gümüş tepside sevgi, göz kararınca
Aynı çocuklar ezan okundu diye bağırıp bırakıyorlar top peşinde koşmayı
Yunuslar yüzebiliyor, köpekler de
Aynı sevdalar sürüklüyor peşinden, aynı garam sebebi intiharın
Bazı şeyler sineye çekilip duruluyor.
Yalnızlar aynı yalnızlığında
Gayet mutlu görünüyorlar
Böylesi iyi, tercih ediliyor
Şiirler dizeler şeklinde yazılıyor senin edebiyatında da
Aynı seher yıldızı konu oluyor türkülere
Aynı Neşet usanıyor canından
Aynı zülüfler dökülüyor yüze
Aynı aynalar, aynı yankılar
Aynı güneş gölgesi, aynı platonik çikolata aşkı
Bir de kahve aynı yoğun kokusunda
Ve bir yerlerde durmadan fal bakılıyor
Aynı adam aynı aynı kandırılma düşüncesi içerisinde
Bekliyor sevilmeyi sanatını iyi icra ederek
Sevmek zevk veriyor, zevkler de bir o kadar acı
Şimdi kes sesini, ve kabul et
Biz aynı dünyaların insanlarıyız

18 Mart 2018 Pazar

Gerry Conlon, Devletin Özür Dilediği Adam

IN THE NAME OF THE FATHER
İrlandalı yönetmen prodüktör ve yazar olan Jim Sheridan’ın yönetmenliğini üstlendiği 1993 yapımlı film, Gerry Conlon adında masum bir gencin IRA mensubu olduğu ve Gyilford’da bombalı saldırı gerçekleştirdiği gerekçesiyle tutuklanmasına üzerine gösterdiği özgürlük mücadelesine değinir.


Hurda metal çalarak parasını kazanan Gerry, bir gün çaldığı hurdalarla oynarken İngiliz polisleri onun keskin nişancı olduğunu zannedip yakalamaya çalışır. Gerry, olay yerinden kaçmayı başarır, fakat Belfast’ın artık onun için güvenli bir yer olmadığı kanaatine varır ve Londra’ya gidip  halasının evinde kalmaya karar verir. Ama daha sonra gemide karşılaştığı eski bir arkadaşı olan Paul Hill ile birlikte mülkiyet anlayışları ve kuralları olmayan bir hippi komunüne giderler. Ne yazık ki, orada bulunan çocuklardan biri onlardan pek hoşlanmaz, bu yüzden yaşadıkları birkaç tartışmadan sonra oradan ayrılmak zorunda kalırlar. O gece Gyilford’da bir barda bomba patlatılır. Hippi komunünde tartışma yaşadıkları çocuk, Gerry ve üç arkadaşının bu patlamadan sorumlu olduğunu söyleyerek onları ihbar eder. O gece Charlie Burke adında evsiz bir adamla birlikte olduklarını ve ellerindeki tüm parayı bir fahişeden çaldıklarını kanıtlayamayan Gerry ve Paul tutuklanırlar. Ve diğer iki arkadaşı da… Polisler şiddet ve tehdit yoluyla bu suçu üstlenmelerini sağlarlar ve mahkemede neredeyse tüm avukatlar onların aleyhine konuşur. Gerry, Paul, Paddy ve Carole müebbet hapse mahkum edilir. Bir süre sonra oğlunu yalnız bırakamayan Guiseppe ve dahilinde birkaç aile mensubu kişiler de tutuklanır. Gerry ve babası aynı hücrede kalırlar. Masumiyetlerini, bombalı saldırıyı gerçekleştiren şahsın, McAndrew’in, itirafı üzerine dahi kanıtlayamazlar. Baba Guiseppe hapis hayatına yenik düşer ve hastalanır. Olayın iç yüzünü öğrenmeye çalışan Gareth adında bir avukat babayı hapisten kurtarmak için elinden geleni yapar. Mahkemelerde tanık olduğu haksızlıklar nedeniyle avukatlara güvenemeyen Gerry, nihayet Gareth’in iyi niyetli ve gerçekten mücadele edecek biri olduğunu hisseder, ondan yardım ister. Ne yazık ki, avukat Gareth’in tüm uğraşlarına rağmen Guiseppe hapis hayatından kurtulamadan ölür. Bu olay halka lanse eder ve ülkenin her bir yerinde Gerry ve diğer arkadaşlarının beraat edilmesi için protestolar yapılır. Gareth ise Conlon davasının dosyaları peşindedir. Üzerinde ‘Savunmaya Gösterilmemeli’ yazan bir dosya bulur ve duruşma başlatır.Gerry ve arkadaşlarının suçsuzluğu halk önünde kanıtlanmış olur ve onlar mahkemenin ön kapısında özgür insanlar olarak çıkarlar.


7 dalda Oscar’a aday gösterilen Babam İçin filmi kaynağını gerçek bir hikayeden alıyor. İngiltere’de IRA’nın şiddetli saldırılarıyla sarsıldığı bir dönemde, hükümet bu kaostan, hak ihlali dahilinde gözaltı ve soruşturma yetkisi veren bir kanun oluşturarak yararlanır. Fakat, saldırı ve şiddet eylemleri durmayınca kamuoyunda daha fazla tepki almamak için suçlu, suçsuz bazı insanları yakalatma ihtiyacı hissederler.Yakalanan kişilerin IRA mensubu olup olmamaları önemli değildir onlar için. Bu kanundan Conlon ailesi de nasibini alır ne yazık ki. Filmde gördüğümüz gibi, hükümet, siyasi çıkarlar uğruna, itibarını kaybetmemek için, masum insanları kamu önünde suçlu düşürerek onların ceza almasını sağlıyor.Suçlu suçsuz ayırt etmeksizin ceza alan insanlar olduğunu göz önünde bulundurursak hukukun masumun hak savunuculuğu ilke edindiği gerçeği katlediliyor. Hükümet sahip olduğu kanun koyma yetkisini kötü emelleri uğruna kullanıyor. Filmin başlarında, Conlon ailesinin ve diğer üç kişinin IRA mensubu olduğunu düşünüp ceza alması için tepki gösteren halk, yine en son sahnelerde mahkemede tepkilerini Conlon ve arkadaşlarının beraat edimesi için ortaya koyuyorlar. Bu da gösteriyor ki, halkın bu konuda oluşturdukları tepkiler üzerinde dahi hükümetin baskısı var. Güçlünün egemenliğini sürdürmek adına, halkı da izlediği yolun doğru olduğuna inandırarak peşinden sürüklemesi filmin algılarından biri olabilir.
Gerry Conlon karakterini canlandıran Daniel Daylewis, Gerry’nin yaşadığı haksızlığın onu nasıl etkilediğini iyi bir şekilde yansıtıyor. Öyle ki, filmi izlerken, suçsuz olduğu halde 15 yıl hapis yatan ve aynı hücrede babasının ölümünü izleyen bir kişinin, nefretini, acısını ve çaresizliğini siz de tecrübe etmiş gibi hissedebilirsiniz. Nasılsa, devletin bile suçlu bulduğu bir adam kendisine kime kanıtlasın ki?
Gerry Conlon, sistemin kölesi olmayı reddeden, asi, özgürlüğüne düşkün bir insan. Babası ise onu kendine dahi bakabilecek olgunluğa sahip olmayan bir insan olarak tanımlıyor. Hayatı boyunca babasıyla yıldızları barışmamış, çünkü, babası hep onu en iyisini yapmaya yönlendiren ve kazandığı her başarıda onun hatalarını daha fazla vurgulayan biri. Gerry de zaten onun gözünde iyi olamayacağım düşüncesiyle hırsızlık yapmaya başlamış. Filmin bir sahnesinde çocukluğunda kazandığı bir futbol müsabakasında, kazanmadığına inanmadığı için faul yapıp yapmadığını soruyor babası. Bu olay belli ki, onu derinden etkilemiş ki, hala babasının ona hiçbir konuda tam güvenemeyeceğini ve inanamayacağını düşünüyor. Fakat, Gerry her ne kadar babasından uzak durmaya çalışıp sevgisini göstermemeye çalışsa da, babasının  çocukluğunda tamamlanamamış sevgisine hala ihtiyacı olduğu gözler önünde. Babasına her fırsatta çocukluğunda onun yüzünden yaşadığı hayal kırıklıklarında bahsetmesi bu gerçeği ortaya koyuyor.



Guissepe Conlon geleneklere ve dinine bağlı biri. Yaşadığı onca kötü güne rağmen hala umutlu ve eşine kavuşacağı günü bekleyip hayaller kuruyor. Aynı zamanda halinden memnun görünmeye çalışan biri. Gerry babasının göğsüne krem sürerken, babasının şu sözleri “Sadece ışığı engellediler, ama bunun içindeki ışığı engelleyemezler.” umudunun ve hayallerinin gerçeğin önüne geçecek kadar büyük olduğunu gösteriyor. Yemek yerken, evdeki hayatlarını burada da aynı şekilde devam ettirdiklerini düşündürmek için, hapis hayatı için bir lüks olan, tatlı kaşığını da alıp yemeğe başlıyor, ve patateslerin çok lezzetli olduğuna ikna ediyor Gerry’i. Hapishanede çıkan olaylardan ve tehlikelerden uzak durmaya çalışıyor ve Gerry’nin de bu şekilde davranması gerektiğini söylüyor.
Genel olarak filmdeki sahnelerin çoğu akılda kalıcı. En ilgi çekici sahnelerden biri: Gerry ve diğer mahkum arkadaşları avluda kartopu oynarlar. Guiseppe hasta olduğu için hücresinden onları izler.Ama aslında gözlerinin takıldığı başka bir nokta vardır. Yan tarafta gardiyanın biri güvercine yem veriyordur. Bu sahne, içerisinde belki kuş imgesi içerdiği için özgürlüğün sembolü olarak görülür. Fakat orda bir başka özgürlük daha vardır, o da sevgidir. Guissepe’nin bu sevgiyi hissetmesi ve onunla mutluluk duyması ve özgürleşmesi. Diğer yandan Gerry arkadaşlarıyla kartopu oynarken, bir diğer gardiyanın ‘Bana atmayın’ demesi güvercin besleyen gardiyanla çok farklı tutumlar içinde olduklarını gösterir. Biri sevgiyle özgürleşir, diğeri ise mahkumlardan daha tutsaktır. Tutsaklık, sadece dört duvar arasında kalmakla tabir edilecek bir kavram değildir. Gardiyanın kendi isteklerinden, mutluluğundan, duygularından, uzaklaşarak kendi içindeki çocuğu görmezden gelip, kendini şiddeti benimseyen bir görünüme tutsak etmesi tutsaklık için daha yerinde bir tabirdir belki.
Kendi adalet anlayışının İngiliz Adalet sisteminden çok farklı olduğunu belirten Gerry avukatla olan bir konuşmasında şu sözleri sarf eder:” Ben senin dilini anlamıyorum, adalet, merhamet, şefkat. Bu kelimelerin ne anlama geldiğini gerçekten bilmiyorum. Bütün dişlerimi söktürmek için dilekçe vermek istiyorum. O zaman yumruğumu ağzıma sokar, İngilizce konuşmaktan kurtulurum” Hapiste yaptıkları protestoda da genel olarak Conlonların suçsuz olduğunu yazan pankartların oluşturması insanların kendi dertlerini unutup onlara yardım etmesi ve onların suçsuzluklarını kanıtlaması çok güzel bir davranış olmuş.
Gerry Conlon’un hücre odasında tek başına babasından haber beklemesi ve öldüğünü öğrendiğinde kendisini bu acıya çoktan alıştırmış bir şekilde soğukkanlılıkla teşekkür etmesi, içindeki derin acıyı nasıl da gizlediğini hissettiriyor. O çaresizlik ve karamsarlık çok güzel yansıyor seyirciye.
Diğer bir etkileyici sahne ise, oğlunu korumak adına hapse giren ve kötü koşullara daha fazla dayanamayan Guissepe’nin ölümünün ardından hücrelerin pencerelerinden süzülen alevli kağıt parçaları. Bu acıyı birlikte paylaşmaları çok manidardı.
Ve en son sahneden bahsetmek istiyorum.Gareth’in suçsuz bir insanı savunurken gösterdiği efor ve seyirciye yansıttığı hiddet tam bir hukuk mücadelesiydi. Ve film boyunca Emma Thompson’un güçlü karakter olarak kendini gösterdiği ilk sahneydi. Mahkeme kararıyla beraat eden ve ön kapıdan özellikle özgür bir insan olarak çıkan Gerry’nin son sözleri şunlardı:” ben suçsuz bir adamım. Babam yapmadığım bir şey için bir İngiliz hapishanesinde gözlerimin önünde öldü ve bu hükümet hala onun suçlu olduğunu söylüyor. Onlara bir çift sözüm var. Babamın suçsuzluğu kanıtlanıncaya kadar suçlu olanlar adalet önüne çıkartılıp cezalandırılıncaya kadar babam adına ve gerçek adına mücadelemi sürdüreceğim.”  Ve Gerry Conlon tarih sahnesine devletin özür dilediği adam olarak çıkar.

19 Mayıs 2017 Cuma

A farewell

Hi

The aim of this post  is to say good- bye to you. Maybe I will be back but not until after three monts passes.I really liked to write posts in this blog and see that there are people who view my posts.I'm so curious about who reads my posts so don't bother to comment to say 'hi' dear audience.

Writing is sometimes a skill not acquired but inherent, but I could get it by reading books if you think I'm writing well. Even so, I can't judge mysef as to whether I write well or not, I have sometimes such thoughts in my mind.

Starting with the aim of fulfilling the requirements of the course 'technology and material design', I published so many posts. As far as I know myself, if it is so, I have always liked writing since my childhood. Therefore, writing didn't bore me. But I couldn't hide the fact that I was bored from thinking what I would do, with whom I would do the tasks. As a person who like to work individually, I had difficulty in working in pairs. We learnt how to create stories and some tools that can be used in EFL classrooms.

Nevertheless, it makes me proud of myself seeing that I have learned how to use some of the requirements of the technology upon thinking that not until a year before I hadn't a computer yet.

This course is so useful if teachers know how to apply it to ELT students. We were lucky in that sense because technology didn't remain only in books. Knowledge of technology doesn't only mean to know what technology is and what the parts of the computers are. Far more than that...








Bookworms will like it: Story Jumper

Hi

In this post, I will introduce to you a tool that can be a facilitator in learning English at classroom.It's name is StoryJumper.

In Story Jumper one can create digital stories which is a good way to improve one's limits of creative thinking.It is enjoyable for students who likes reading. There are lots of stories that you can read but also you are free to create your own story.




It is possible to add images and narratives. After writing the script you can illustrate it by adding props and scenes. To make it more attractive, you should add narrative, too.
It is totally free which makes it more appealing.

.



How to use it?
Maybe you are curious how to use this tool so, I leave here an instruction list explaining every step for children to create a story.




How to use it at classroom?


The teacher can give project tasks to create ta story of their own photos and their own voice. After the students hand in the tasks, they are to present the stories they have created at class so they can be capable of talking in front of other students
It's one of the most striking qualification is the ability to record voices by which teachers can hear every students' voices.

I have signed up to the website. See what I have created.

https://www.storyjumper.com/library/my

Thanks for reading and being with me at all posts.