Hissettiklerime küs kalamam.
Ne yaşamış olursam olayım, iyi kötü, hissettiklerim hep benimle kalacak. Bu yüzden o hissettiklerime hiçbir zaman düşman olmamayı seçiyorum. İnsanlar gelir, insanlar gider, ben kalırım hislerim kalır, şiirlerim kalır, yazılarım, sevdiğim anılarım. Kötü anılarımı unutma konusunda başkalarından daha başarılı olabilirim, belki de ben kötüyü hiçbir zaman kötü olarak görmüyorum, sadece şanssızlık.
Kalbimde bir salıncak kurmuştum, sevgimden, nefretimden, hayal kırıklıklarımdan. Bir adam geldi, salıncağa binme yaşını çoktan geçmişti, karamsardı. Ben salıncağıma binmesine izin verdim, onun için sabahın erken saatlerinde açtım kalbimi, gün doğmamışken, o sabahın erken saatlerini bahane etti, uykusuz olduğu belliydi. Kırılmıştı, uykusundan uyandırılmıştı, onun kalbindeki salıncağı darmadağın etmişlerdi, ben ona yapılan her şey için üzgündüm, insanlığa kırgındım. Sevginin gökyüzünde küçük bir yıldız kadar değersiz olması canımı acıtmıştı, o gökyüzünde homojen olarak dağılmış bir gaz elementi olmalıydı, onsuz gökyüzü, gökyüzü olamazdı. Bir insan ruhu, bir zihin durumu olmalıydı fiziksel alemde. Bitkisel hayatta iken yaşamak ne kadar boş ise sevgi olmadan yaşamanın da bir değeri yoktu sanki, bilmiyorum sevgi ruhumuza hayat veren oksijen olmalıydı, insanlar birbirlerini sevmenin yollarını aramalıydı. Daha güzel olabilirdi her şey.
Neyse dedim ya, hislerim benle, şiirlerim benle, limon renginde salıncaklı adam.
Öyle bir rüya adam sanki,
Zimmetlediğim yalnızlığımdan bir hışımla çekip kurtarmış beni, kendine eklemiş,
Gün ışığını göz kapaklarının üzerinde saklamış,
Üşümüş, öyle üşümüş, güneşin kavurucu sıcaklığında bile,
Rüyamsı hayatımı boyamış, renklendirmiş.
Çok yakıştı ruhun ruhuma,
yoktuk belki de öncesinde,
varken var olmak şimdi ise, seninle kök saldım bir tek
ait olamadığım bu gezegene,
sana kök salıp uçmak isterim yeniden, bu dünya bize toprak olmaz,
ben senin dalında çiçek açayım, sen de benim.
Bir akşamüzeri
yüzünde güneşin son ışını,
yüzüme yansıyor,
bir gün yine ölmeden dünya, ayna tutuyor bize,
senle aydınlık oluyorum.
Hissettiklerime küs kalamam.
Kalbimde bir salıncak kurmuştum, sevgimden, nefretimden, hayal kırıklıklarımdan. Bir adam geldi, salıncağa binme yaşını çoktan geçmişti, karamsardı. Ben salıncağıma binmesine izin verdim, onun için sabahın erken saatlerinde açtım kalbimi, gün doğmamışken, o sabahın erken saatlerini bahane etti, uykusuz olduğu belliydi. Kırılmıştı, uykusundan uyandırılmıştı, onun kalbindeki salıncağı darmadağın etmişlerdi, ben ona yapılan her şey için üzgündüm, insanlığa kırgındım. Sevginin gökyüzünde küçük bir yıldız kadar değersiz olması canımı acıtmıştı, o gökyüzünde homojen olarak dağılmış bir gaz elementi olmalıydı, onsuz gökyüzü, gökyüzü olamazdı. Bir insan ruhu, bir zihin durumu olmalıydı fiziksel alemde. Bitkisel hayatta iken yaşamak ne kadar boş ise sevgi olmadan yaşamanın da bir değeri yoktu sanki, bilmiyorum sevgi ruhumuza hayat veren oksijen olmalıydı, insanlar birbirlerini sevmenin yollarını aramalıydı. Daha güzel olabilirdi her şey.
Neyse dedim ya, hislerim benle, şiirlerim benle, limon renginde salıncaklı adam.
Öyle bir rüya adam sanki,
Zimmetlediğim yalnızlığımdan bir hışımla çekip kurtarmış beni, kendine eklemiş,
Gün ışığını göz kapaklarının üzerinde saklamış,
Üşümüş, öyle üşümüş, güneşin kavurucu sıcaklığında bile,
Rüyamsı hayatımı boyamış, renklendirmiş.
Çok yakıştı ruhun ruhuma,
yoktuk belki de öncesinde,
varken var olmak şimdi ise, seninle kök saldım bir tek
ait olamadığım bu gezegene,
sana kök salıp uçmak isterim yeniden, bu dünya bize toprak olmaz,
ben senin dalında çiçek açayım, sen de benim.
Bir akşamüzeri
yüzünde güneşin son ışını,
yüzüme yansıyor,
bir gün yine ölmeden dünya, ayna tutuyor bize,
senle aydınlık oluyorum.
Hissettiklerime küs kalamam.
Yorumlar
Yorum Gönder